İsmet Özel: M’el-ange – 1.İstesem Tard Edebilir Miydim Melekleri Hayatımdan?

slide67Omzumdan tutarak, nobran biri, omzumdan tutarak ve çehremi
zorla kendinden yana çevirip:

Senin yüzünden, senin gibiler yüzünden bu çirkefe batmış hali
bu dünyanın. Dilinden inanç sözünü düşürmeyen siz, yahut
‘inanmıyoruz’ diyenlerin yola bulanarak battaniyeye sarılıp yol
üstesine çıktıklarında, kendini ‘inançlı’ damgası altına salan
Arsız ve edebe mugayir yine de müdebbir
damgalılık tadına bırakıveren adını sizler
Tard etmemiş olsaydınız melekleri hayatınızdan her şey çok farklı,
kuşku yok ki çok daha ölgülü cereyan Ede
Çekti şifresini metresimden başka kimsenin, benim bile bilmediğim
kasada kalan. Mi casa. Cereyan cereyandır, diyeceksin: ama olsun,
courant d’air sen de kalsın. Ben de sen de derim olumlu olsun.

Bu hesap soran tavır yoğun bir tedirginlik salıyor üzerime. Yoğuyor
yorgunluk beni. Bahriyelinin karısı yorulma teklifi. Bu ne
teklifsizlik? Gerçekten öyle mi? Ben miyim dünyaya uğrayan bunca
belânın sebebi?
Meleksizleşmek!

Hayır, defalarca defaten hu hu hu! Defalarca defaten def turuncu!
Doğru değil bu
Rengin üzerimde iyi durduğu.

“İnsan olmak!” “insan olmak!” diye dolanıp durmak
Tan! Başka nedir benim yaptığım? Kumkutulardı benim gittiğim en uzak
yer. Kendimi bilhassa benden gizleyen zerrinlerin peşi sıra daldığım
kuytular. Kuyular de. Hormon kuyuları. Çiçeği meyve, meyvesi çiçek,
bedeni dipsiz, dalı gevrek. Dumanda açlık, dokuda yokluk.
Gizli resim. Mütebesssim.

Ufkumda hangi karaltı belirdiyse
o yöne koştuğum: anlayarak yakındığım, gözüm o yörenin karanlığına alışınca.
Aradığım oralarda da yokmuş!
Bir denizanasına zerin bulmak hayaldir diye sayıkladığım doğrudur.

Nevrozlarımı yokladım, evet, bon Breton Jules Laforgue’un. Alman
topraklarında güneye doğru seğirtirken Atlantik ötesine seksek
vuran Adorno’yu Stravinski aleviyle kudurtan
Gustav Mahler’in uzun cümleleri arasına sızmış olan korkuyu
korkusuzca izledim. Hepsi bu. Ben de nihayet vaktin bir oğluyum.
Kayseri’de doğdum. Nasıl olur da ben, insan olma çırpınışımla
melekleri kaçırtmaya sebep olurum?

Ürküntüyle, bu haksız suçlamadan kurtulma telaşıyla “nasıl olur”
çığlığı fırlatıyorum adama.

Bol bir bej beyzbol eldivenli bilginç adamın açıklaması şu mealde:

Öncelikle meleklerin Adem’e niçin secde ettiğini yanlış anlamak
hoşgöründü size. Adem soyundan gelmenin size bir girişim yetkisi
sağladığını sandınız. Yaratılışı öğrenme çabası göstermek yerine
onu açıklamaya ve açıklamalarınızı angutlukla kanıtlamaya;
kalkıştınız, yaratılmış olana buyruk saldınız. Dahası, iblis size
secde etmedi diye gizlice kıskandınız onu, kendi kaçamaklarınızın
sorumluluğunu Şeytan’ın gücüne havale etmeye yeltendiniz. Eğer
insan olmak bahanesiyle melekleri hayatınızdan kovmamış
olsaydınız bu bulaşıcı kentlerin kokuşmuşluğu, sağırlaşan
ırmakların bu ilenci ve iffetini koruyamadığı için kendini rüşvet
verip iğdiş ettirmiş bu orman karşınıza çıkmayacaktı. Giysilerinizi
arıtmak elinizdeydi. Siz ve dünyanın çirkefi, başlangıçta iki ayrı
şeydiniz.

Yeter!.. Üst perdeden bu teraneyi daha fazla dinleyecek değilim…

Usçuluk, olguculuk vesaire… düşünün, istesem bile tard edebilir
miydim acaba ben melekleri hayatımdan? Buna gücüm yetecek
miydi?

Modernliği modern dünya yaşadı doya doya. Sermaye bir hamam
takunyasıdır. Al sana metafor. Ver bana anafor. Hayatta olup
biten konferanslarda söylenildiği gibi değildir. Hele de benim için.
Çoktur düştüğüm uçurumlardan da melekler tutmuştur beni. Zehre
yarsıdım. Bana zehri dünyaya geri kusturan yine hep meleklerdi.
Kanatları vardı. Yüzüme çarpan havadan anlardım. Hep anlardım:
Ak kağıt üzerine kara yazı dizerken; melekler öğretirdi yalnızca uygun
ölçüleri.

Bilhassa ben, evet, bilhassa ben meleklerin geniş kıldığı alan içinde
seyrettim. Hem de “baş ağrısı bahane” diyerek hafife almaya
çalıştıkları o “insan olma” koşuşturmalarım sırasında. İki melek
kurtardı, sağ ve sol omzumda iki melek, dünyanın modern
kıskacından beni.

Sevaplarımı yazıyor, susuzluğa gidermek, yarayı dağlamak, o
meleklerden biri. Nerde pınar diye sormuyor, beklemiyor kızsın
demiri. Düşünüldü bir sevap=bir sevap işlendi.

Sonra, ne zaman ki susuza ulaştırıyorum suyu, ne zaman ki
ulaşıyorum yarayı dağlamak başarısına, o zaman bir sevap daha.

Her niyet bir ödül meleğin elinde. Her niyet iyi niyettir. Bozuk
niyet, niyetin bozulmuş halidir ki üzerinden niyetlik vasfının kalktığı
için onun bozulmuşluğundan bahsederiz.

Tavrı sol omzumdaki meleğin sağımdakinden farklı. Bir
bozgunculuk hali bana musallat olsa veya ihanet; yıkımı bütün
ayrıntılarıyla tasarlamış bile olsam günahlı saymıyor beni.
Bekliyor, bekletiyor kalemi ve şunu diyor: son anda ihlas galebe
çalar bil ki.

İşte ben bu iki melek arasında hep işin kolayını bularak yaşıyorum.
İyi şeyler yüklüyorum kafama, iyi şeyler yapmamış olsam da. Kötü
şeyler… Onları kafamdan atmaya çalışmıyorum. Kafamdayken
kimseye zararı yok nasıl olsa. Yapmayıverir, kurtulurum.
Bedenim bir evlek. Örseleniyor kafamda canlanan şeyler yüzünden
tenim. Eğlendiriyor iki melek gökten düşen tohumu evleğimde
benim.

Bu yüzden bir insan elinin -elinizin- yakamda duruşu hiç hoş değil.
Melekleri konu ederek bile olsa bir insan beni hesaba çekmemeli.
Çünkü bakın, sizde Adem soyundan geldiniz benim gibi, sözünü
ettiğim iki melek aynı zamanda sizin için. Varın siz de yararlanın
bu kâtiplerin yazılarından, yazış tarzından. Üstelik -uyarıyorum-
beni gözlerinize bakmaya zorlama hakkına sahip değilsiniz.

Evet ama, bakacak göz aramak değil midir zaten bizim işimiz?

İsmet Özel / Of  Not Being A Jew – Bir Vefa Daha -Şûle Yayınları

Tarih Gönderen murathanay 2 Yorum

2 Yorum - İsmet Özel: M’el-ange – 1.İstesem Tard Edebilir Miydim Melekleri Hayatımdan?

  1. AsmiN

    murat bu çok agır algılama ve anlama yetimi zorluyor… offf cahalet böyle bir şey mi acaba yada tahsil görmemek?

     
  2. murathanay

    Cehalet içimizdeki derin yara. Tahsil görememek nasip işi. Lakin ikisi birbirinden çok ayrı şeyler. Ben ne yüksek tahsilli cahiller gördüm. Ben ne tahsilsiz alimler gördüm. Aşk en ilkel duygudur AsmiN. Bu akıl işi değil, gönül işidir. Gönlü geniş ve ruhu gezgin sufi meşreplilerin 2.kuralı; “Hak Yol’ unda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!”

     

Yorum Yapın

Bu yazı 13.827 kez görüntülenmiştir
Copyright © 2011 – 2014. Powered by Murat Hanay. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede yer alan eserlerin telif hakları eser sahiplerinin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Bu site hiç bir şekilde kâr amacı gütmemekte olup, yer alan tüm içerikler yalnızca bilgilendirme amacıyla sunulmaktadır. Bir eserin veya yasal temsilcisinin istekte bulunması halinde, kendisine ait eserlerin siteden 24 saat içinde yayından kaldırılması garanti edilir.